İzmir neden bu kadar kirli !

Muzaffer Ayhan Kara yazdı…

Hemen belirteyim İzmir’i cinsiyetçi söylemlerle tanımlamayacağım! İzmir zaten “İzmir”dir. Tabii anlayana. İzmir’in anlamını, adının nereden geldiğini bilene.

Ancak açık konuşacağım. Bu güzelim kent, Türkiye’nin eşsiz mücevherlerinden biri, belki de birincisi ama bakımsız mı bakımsız… Kirli mi kirli… Pasaklı mı pasaklı… Özellikle Eski İzmir ve kent merkezinin hemen çeperleri dökülüyor mu, dökülüyor.

Ahkam kesmiyorum. İzmir’e ilk kez 1977’de geldim. 1990’ların başından itibaren de bir ayağım bu kentte. İlk muhitim sevgili Şakir Ata sayesinde Bornova, Küçük Park civarı 175 sokak. Hiç unutamam ve hala nostaljik ziyaretler yaparım oraya. Ne tesadüf, CHP’deki siyasi görevi sırasında danışmanlığını onurla yaptığım E. Büyükelçi Osman Korutürk’ün çocukluğunda da Bornova’dan izler var. Şimdi belediyenin Atatürk Kitaplığı olan köşkte kiracı olan teyzesinin yanında geçmiş çocukluğunun birkaç yazı. Sonradan cumhurbaşkanı olacak olan babası Fahri S. Korutürk, o zamanlar Deniz Kuvvetleri’nde amiral. Güzel bir tesadüf daha; Osman Bey de bendeniz de İzmir’in eniştesiyiz. İkimizin kayınpederi de İzmirli. Benım kayınpederim Tire’nin dıuayen hukuçusu ve aynı zamanda belediyeci, Osmanlı’dan gelen Neslihanzade Vakfı’nın da mütevellisi Ali İhsan Soyhan. Osman Korutürk’ün kayınpederi ise tanınmış hukuk bilgini, zamanın A. Ü. Kamu Hukuku Kürsüsü Başkanı Prof. Dr. Münci Kapani. Korutürk’ün kayınpederi çoktan rahmetli olsa da kayınvalidesi

YENİ GELİŞEN KENTSEL ALANLARLA ESKİ ALANLARIN TEZATI

Kentin yeni ve ilave olarak gelişen, büyüyen muhitleri de giderek belirginleşince kıyaslama oluyor ister istemez ve müthiş tezat iyice açığa çıkıyor. İzmir’in göbeğindekiler ve hemen çok yakın çeperleri Mavi Şehir’e, Bostanlı’ya, Balçova’ya, Narlıdere’ye imreniyor. Bornova’daki hızlı dönüşümle iç içe olan ve dökülen kesimler Fellini fimlerindeki gibi çarpıcı manzaralar, zıtlıklar oluşturuyor.

Öyle ki, bir gün İzmir’de yaşayan çok önemli bir isimle Alsancak’tan bir parça içeri girip Çamdibi’ne, Kokoreççi Asım’a giderken şöyle sözler duydum kendisinden; “Aman Allah’ım burası gerçekten İzmir mi?” Evet, İzmir’di ve Alsancak’tan, yani kent merkezinden sadece birkaç kilometre içerideydik. Benzer sahneleri Fasulyeci Enver’e giderken de yaşamadık değil Gültepe-Toros’a doğru giderken..

Hemen belirteyim İzmir’i cinsiyetçi söylemlerle tanımlamayacağım! İzmir zaten “İzmir”dir. Tabii anlayana. İzmir’in anlamını, adının nereden geldiğini bilene.

Ancak açık konuşacağım. Bu güzelim kent, Türkiye’nin eşsiz mücevherlerinden biri, belki de birincisi ama bakımsız mı bakımsız… Kirli mi kirli… Pasaklı mı pasaklı… Özellikle Eski İzmir ve kent merkezinin hemen çeperleri dökülüyor mu, dökülüyor.

Ahkam kesmiyorum. İzmir’e ilk kez 1977’de geldim. 1990’ların başından itibaren de bir ayağım bu kentte. İlk muhitim sevgili Şakir Ata sayesinde Bornova, Küçük Park civarı 175 sokak. Hiç unutamam ve hala nostaljik ziyaretler yaparım oraya. Ne tesadüf, CHP’deki siyasi görevi sırasında danışmanlığını onurla yaptığım E. Büyükelçi Osman Korutürk’ün çocukluğunda da Bornova’dan izler var. Şimdi belediyenin Atatürk Kitaplığı olan köşkte kiracı olan teyzesinin yanında geçmiş çocukluğunun birkaç yazı. Sonradan cumhurbaşkanı olacak olan babası Fahri S. Korutürk, o zamanlar Deniz Kuvvetleri’nde amiral. Güzel bir tesadüf daha; Osman Bey de bendeniz de İzmir’in eniştesiyiz. İkimizin kayınpederi de İzmirli. Benım kayınpederim Tire’nin dıuayen hukuçusu ve aynı zamanda belediyeci, Osmanlı’dan gelen Neslihanzade Vakfı’nın da mütevellisi Ali İhsan Soyhan. Osman Korutürk’ün kayınpederi ise tanınmış hukuk bilgini, zamanın A. Ü. Kamu Hukuku Kürsüsü Başkanı Prof. Dr. Münci Kapani. Korutürk’ün kayınpederi çoktan rahmetli olsa da kayınvalidesi Margeret Teyze hala Karşıyaka’da, Yalı’da yaşıyor. Korutürk de böylelikle arada bir de olsa İzmir’e gelir ve İstanbul, Ankara’dan sonra İzmir’de de görüşmek kısmet oluyor.

Şimdi ise üç buçuk yıldır temelli yerleştiğim ve buram buram İzmir kokan Göztepe-Güzelyalı muhitinde yaşıyorum. Eşimin evlenip İstanbul’a gelmeden önceki muhitinde ve üstelik aynı apartmanda, aynı komşularla.

YENİ GELİŞEN KENTSEL ALANLARLA ESKİ ALANLARIN TEZATI

Kentin yeni ve ilave olarak gelişen, büyüyen muhitleri de giderek belirginleşince kıyaslama oluyor ister istemez ve müthiş tezat iyice açığa çıkıyor. İzmir’in göbeğindekiler ve hemen çok yakın çeperleri Mavi Şehir’e, Bostanlı’ya, Balçova’ya, Narlıdere’ye imreniyor. Bornova’daki hızlı dönüşümle iç içe olan ve dökülen kesimler Fellini fimlerindeki gibi çarpıcı manzaralar, zıtlıklar oluşturuyor.

Öyle ki, bir gün İzmir’de yaşayan çok önemli bir isimle Alsancak’tan bir parça içeri girip Çamdibi’ne, Kokoreççi Asım’a giderken şöyle sözler duydum kendisinden; “Aman Allah’ım burası gerçekten İzmir mi?” Evet, İzmir’di ve Alsancak’tan, yani kent merkezinden sadece birkaç kilometre içerideydik. Benzer sahneleri Fasulyeci Enver’e giderken de yaşamadık değil Gültepe-Toros’a doğru giderken…

“İZMİR’İN DERELERİ” DEMİŞKEN…

Sözü uzatmayayım; İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Tunç Soyer ve Genel Sekreter Buğra Gökçe’ye şahsen İzmir’de yaşayan bir hemşehri olarak dönem başında dile getirdiğim “temizlik” hususunda adımlar atıldığını görüyorum son dönemde. Derelerdeki atıkların, çöplerin toplanması bunların başında geliyor. Tabii bu derelerin yeniden atık ve çöplerle dolmaması için de çalışmalar yapmak, hemşehrileri bilinçlendirmek, muhtarlarla ve sivil toplumla işbirliği yapmak şart. Bilinçlenmek ve sürdürülebilirliği sağlamak zaman istiyor, o yüzden temizlik ekiplerinin dereleri gözetlemesi ve atıklarla ilgili anında müdahalesi de şart. Bu noktada çoktandır düşünüyor, çevremle paylaşıyorum; Düşüncem şu: Acaba ıslah edilip temizlenen derelere Körfez’den pompalanarak deniz suyu getirilemez mi belli bir ölçüde?

 

Hemen belirteyim İzmir’i cinsiyetçi söylemlerle tanımlamayacağım! İzmir zaten “İzmir”dir. Tabii anlayana. İzmir’in anlamını, adının nereden geldiğini bilene.

Ancak açık konuşacağım. Bu güzelim kent, Türkiye’nin eşsiz mücevherlerinden biri, belki de birincisi ama bakımsız mı bakımsız… Kirli mi kirli… Pasaklı mı pasaklı… Özellikle Eski İzmir ve kent merkezinin hemen çeperleri dökülüyor mu, dökülüyor.

Ahkam kesmiyorum. İzmir’e ilk kez 1977’de geldim. 1990’ların başından itibaren de bir ayağım bu kentte. İlk muhitim sevgili Şakir Ata sayesinde Bornova, Küçük Park civarı 175 sokak. Hiç unutamam ve hala nostaljik ziyaretler yaparım oraya. Ne tesadüf, CHP’deki siyasi görevi sırasında danışmanlığını onurla yaptığım E. Büyükelçi Osman Korutürk’ün çocukluğunda da Bornova’dan izler var. Şimdi belediyenin Atatürk Kitaplığı olan köşkte kiracı olan teyzesinin yanında geçmiş çocukluğunun birkaç yazı. Sonradan cumhurbaşkanı olacak olan babası Fahri S. Korutürk, o zamanlar Deniz Kuvvetleri’nde amiral. Güzel bir tesadüf daha; Osman Bey de bendeniz de İzmir’in eniştesiyiz. İkimizin kayınpederi de İzmirli. Benım kayınpederim Tire’nin dıuayen hukuçusu ve aynı zamanda belediyeci, Osmanlı’dan gelen Neslihanzade Vakfı’nın da mütevellisi Ali İhsan Soyhan. Osman Korutürk’ün kayınpederi ise tanınmış hukuk bilgini, zamanın A. Ü. Kamu Hukuku Kürsüsü Başkanı Prof. Dr. Münci Kapani. Korutürk’ün kayınpederi çoktan rahmetli olsa da kayınvalidesi Margeret Teyze hala Karşıyaka’da, Yalı’da yaşıyor. Korutürk de böylelikle arada bir de olsa İzmir’e gelir ve İstanbul, Ankara’dan sonra İzmir’de de görüşmek kısmet oluyor.

Şimdi ise üç buçuk yıldır temelli yerleştiğim ve buram buram İzmir kokan Göztepe-Güzelyalı muhitinde yaşıyorum. Eşimin evlenip İstanbul’a gelmeden önceki muhitinde ve üstelik aynı apartmanda, aynı komşularla.

YENİ GELİŞEN KENTSEL ALANLARLA ESKİ ALANLARIN TEZATI

Kentin yeni ve ilave olarak gelişen, büyüyen muhitleri de giderek belirginleşince kıyaslama oluyor ister istemez ve müthiş tezat iyice açığa çıkıyor. İzmir’in göbeğindekiler ve hemen çok yakın çeperleri Mavi Şehir’e, Bostanlı’ya, Balçova’ya, Narlıdere’ye imreniyor. Bornova’daki hızlı dönüşümle iç içe olan ve dökülen kesimler Fellini fimlerindeki gibi çarpıcı manzaralar, zıtlıklar oluşturuyor.

Öyle ki, bir gün İzmir’de yaşayan çok önemli bir isimle Alsancak’tan bir parça içeri girip Çamdibi’ne, Kokoreççi Asım’a giderken şöyle sözler duydum kendisinden; “Aman Allah’ım burası gerçekten İzmir mi?” Evet, İzmir’di ve Alsancak’tan, yani kent merkezinden sadece birkaç kilometre içerideydik. Benzer sahneleri Fasulyeci Enver’e giderken de yaşamadık değil Gültepe-Toros’a doğru giderken…

“İZMİR’İN DERELERİ” DEMİŞKEN…

Sözü uzatmayayım; İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Tunç Soyer ve Genel Sekreter Buğra Gökçe’ye şahsen İzmir’de yaşayan bir hemşehri olarak dönem başında dile getirdiğim “temizlik” hususunda adımlar atıldığını görüyorum son dönemde. Derelerdeki atıkların, çöplerin toplanması bunların başında geliyor. Tabii bu derelerin yeniden atık ve çöplerle dolmaması için de çalışmalar yapmak, hemşehrileri bilinçlendirmek, muhtarlarla ve sivil toplumla işbirliği yapmak şart. Bilinçlenmek ve sürdürülebilirliği sağlamak zaman istiyor, o yüzden temizlik ekiplerinin dereleri gözetlemesi ve atıklarla ilgili anında müdahalesi de şart. Bu noktada çoktandır düşünüyor, çevremle paylaşıyorum; Düşüncem şu: Acaba ıslah edilip temizlenen derelere Körfez’den pompalanarak deniz suyu getirilemez mi belli bir ölçüde? Böylece Körfez de İzmir’in içleriyle buluşamaz mı? Deniz suyuyla buluşan derelerin uygun lokasyonlarda etrafında rekreasyon alanları oluşturulmaz mı? Hatta bir adım daha ileri gideyim; deniz suyu Yeşildere’ye verilemez mi? Önceki il başkanı Asuman Ali Güven’in fikri -ki, belediye başkanlığı sırasında Karayalçın’ın danışmanlığını yapmıştı-; Yeşildere vadisinin yamaçlarında Murat Karayalçın’ın Ankara’da geçmişte Dikmen Vadisi’nde yaptığı gibi bir çağdaş yaşam alanı oluşturulamaz mı? Yeşildere Vadisi, Dikmen Vadisi olamaz mı? Etüd edilmeye değer olduğunu sanıyorum.

3 AĞUSTOS ÖNCESİ ÖNERİLERİM

Soyer’in Kadifekale’de Konak Belediye Başkanı Abdül Batur’la sembolik temizlik adımı 3 Ağustos’tan itibaren, yani önümüzdeki Kurban Bayramı öncesinde tüm metropol ilçe belediyeleri ile birlikte eş zamanlı olarak sürdürülebilir bir anlayışla bir temizlik seferberliğine dönüşecek. Başkan Soyer geçenlerde açıkladı bu adımı. Çoktandır önerdiğim ve beklediğim bir adım ve umarım sürekliliği, sürdürülebilirliği sağlanır. İzmir’in bakımı ve temizliği adına çok önemli gördüğüm bir adım. Bu noktada birkaç somut, basit ve çabucak halledilebilecek önerilerim var: Birincisi, birçok yerde çöp varilleri berbat, bunlar atölyelerde boyanıp bozulan yerleri onarılarak yenide

irteyimİzmir’i cinsiyetçi söylemlerle tanımlamayacağım! İzmir zaten “İzmir”dir. Tabii anlayana. İzmir’in anlamını, adının nereden geldiğini bilene.

Ancak açık konuşacağım. Bu güzelim kent, Türkiye’nin eşsiz mücevherlerinden biri, belki de birincisi ama bakımsız mı bakımsız… Kirli mi kirli… Pasaklı mı pasaklı… Özellikle Eski İzmir ve kent merkezinin hemen çeperleri dökülüyor mu, dökülüyor.

Ahkam kesmiyorum. İzmir’e ilk kez 1977’de geldim. 1990’ların başından itibaren de bir ayağım bu kentte. İlk muhitim sevgili Şakir Ata sayesinde Bornova, Küçük Park civarı 175 sokak. Hiç unutamam ve hala nostaljik ziyaretler yaparım oraya. Ne tesadüf, CHP’deki siyasi görevi sırasında danışmanlığını onurla yaptığım E. Büyükelçi Osman Korutürk’ün çocukluğunda da Bornova’dan izler var. Şimdi belediyenin Atatürk Kitaplığı olan köşkte kiracı olan teyzesinin yanında geçmiş çocukluğunun birkaç yazı. Sonradan cumhurbaşkanı olacak olan babası Fahri S. Korutürk, o zamanlar Deniz Kuvvetleri’nde amiral. Güzel bir tesadüf daha; Osman Bey de bendeniz de İzmir’in eniştesiyiz. İkimizin kayınpederi de İzmirli. Benım kayınpederim Tire’nin dıuayen hukuçusu ve aynı zamanda belediyeci, Osmanlı’dan gelen Neslihanzade Vakfı’nın da mütevellisi Ali İhsan Soyhan. Osman Korutürk’ün kayınpederi ise tanınmış hukuk bilgini, zamanın A. Ü. Kamu Hukuku Kürsüsü Başkanı Prof. Dr. Münci Kapani. Korutürk’ün kayınpederi çoktan rahmetli olsa da kayınvalidesi Margeret Teyze hala Karşıyaka’da, Yalı’da yaşıyor. Korutürk de böylelikle arada bir de olsa İzmir’e gelir ve İstanbul, Ankara’dan sonra İzmir’de de görüşmek kısmet oluyor.

Şimdi ise üç buçuk yıldır temelli yerleştiğim ve buram buram İzmir kokan Göztepe-Güzelyalı muhitinde yaşıyorum. Eşimin evlenip İstanbul’a gelmeden önceki muhitinde ve üstelik aynı apartmanda, aynı komşularla.

YENİ GELİŞEN KENTSEL ALANLARLA ESKİ ALANLARIN TEZATI

Kentin yeni ve ilave olarak gelişen, büyüyen muhitleri de giderek belirginleşince kıyaslama oluyor ister istemez ve müthiş tezat iyice açığa çıkıyor. İzmir’in göbeğindekiler ve hemen çok yakın çeperleri Mavi Şehir’e, Bostanlı’ya, Balçova’ya, Narlıdere’ye imreniyor. Bornova’daki hızlı dönüşümle iç içe olan ve dökülen kesimler Fellini fimlerindeki gibi çarpıcı manzaralar, zıtlıklar oluşturuyor.

Öyle ki, bir gün İzmir’de yaşayan çok önemli bir isimle Alsancak’tan bir parça içeri girip Çamdibi’ne, Kokoreççi Asım’a giderken şöyle sözler duydum kendisinden; “Aman Allah’ım burası gerçekten İzmir mi?” Evet, İzmir’di ve Alsancak’tan, yani kent merkezinden sadece birkaç kilometre içerideydik. Benzer sahneleri Fasulyeci Enver’e giderken de yaşamadık değil Gültepe-Toros’a doğru giderken…

“İZMİR’İN DERELERİ” DEMİŞKEN…

Sözü uzatmayayım; İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Tunç Soyer ve Genel Sekreter Buğra Gökçe’ye şahsen İzmir’de yaşayan bir hemşehri olarak dönem başında dile getirdiğim “temizlik” hususunda adımlar atıldığını görüyorum son dönemde. Derelerdeki atıkların, çöplerin toplanması bunların başında geliyor. Tabii bu derelerin yeniden atık ve çöplerle dolmaması için de çalışmalar yapmak, hemşehrileri bilinçlendirmek, muhtarlarla ve sivil toplumla işbirliği yapmak şart. Bilinçlenmek ve sürdürülebilirliği sağlamak zaman istiyor, o yüzden temizlik ekiplerinin dereleri gözetlemesi ve atıklarla ilgili anında müdahalesi de şart. Bu noktada çoktandır düşünüyor, çevremle paylaşıyorum; Düşüncem şu: Acaba ıslah edilip temizlenen derelere Körfez’den pompalanarak deniz suyu getirilemez mi belli bir ölçüde? Böylece Körfez de İzmir’in içleriyle buluşamaz mı? Deniz suyuyla buluşan derelerin uygun lokasyonlarda etrafında rekreasyon alanları oluşturulmaz mı? Hatta bir adım daha ileri gideyim; deniz suyu Yeşildere’ye verilemez mi? Önceki il başkanı Asuman Ali Güven’in fikri -ki, belediye başkanlığı sırasında Karayalçın’ın danışmanlığını yapmıştı-; Yeşildere vadisinin yamaçlarında Murat Karayalçın’ın Ankara’da geçmişte Dikmen Vadisi’nde yaptığı gibi bir çağdaş yaşam alanı oluşturulamaz mı? Yeşildere Vadisi, Dikmen Vadisi olamaz mı? Etüd edilmeye değer olduğunu sanıyorum.

3 AĞUSTOS ÖNCESİ ÖNERİLERİM

Soyer’in Kadifekale’de Konak Belediye Başkanı Abdül Batur’la sembolik temizlik adımı 3 Ağustos’tan itibaren, yani önümüzdeki Kurban Bayramı öncesinde tüm metropol ilçe belediyeleri ile birlikte eş zamanlı olarak sürdürülebilir bir anlayışla bir temizlik seferberliğine dönüşecek. Başkan Soyer geçenlerde açıkladı bu adımı. Çoktandır önerdiğim ve beklediğim bir adım ve umarım sürekliliği, sürdürülebilirliği sağlanır. İzmir’in bakımı ve temizliği adına çok önemli gördüğüm bir adım. Bu noktada birkaç somut, basit ve çabucak halledilebilecek önerilerim var: Birincisi, birçok yerde çöp varilleri berbat, bunlar atölyelerde boyanıp bozulan yerleri onarılarak yeniden tertemiz olarak kulanılabilir. Kentin önemli ve merkezi yerlerindeki çöp konteynerleri yer altına alınabilir. İzmir çok sıcak bir kent ve çöp konteynerleri mikrop saçıyor, haftada bir iki gün sterilize edilmeli. Hep söylüyorum; sanayi sitelerinde de bir yaşam var; buralardaki yeşil alanlar çöplük olmuş, hurda yığınları istiflenen yerler olmuş… Süratle bir yeşil alan, park formatına getirilmeli. Sanayi sitelerine sahilerde olduğu gibi portatif tuvaletler konulmalı. Kent içindeki terkedilmiş ya da hurdaya çıkmış araçlar kent dışında oluşturulacak araç parklarına alınmalı. Ayrıca kent merkezinde ve hemen çeperlerinde çok moloz ve döküntü var, bunlar süratle alınmalı ve yeni atıklar oluşmaması için ücretsiz servis-taşıma desteği etkinleştirilmeli ve iyi duyurılmalı. İkincisi, hiç olmazsa ayda bir kez yapılamıyorsa ulusal ve dinsel bayramlarda ana bulvarlar ve kentin Mithatpaşa, İnönü gibi ana caddeleri ve kaldırımları mutlaka yıkanmalı. İzmir, bunu başarabilir ve başarmalı. Tabii Mithatpaşa, İnönü gibi önemli

Tabii, ana bulvar civarlarında, ve uygun kaldırım lokasyonlarında kent mobilyaları da gerekli. İzmir, sokağı, meydanı, sahili, balkonu seviyor; bu yaşam biçimi ve o yüzden dışarısının pırıl pırıl olması şart. Hatta yazları akşamüstü arazözle gerekli lokasyonları sulamak da lazım

Kaynak: odatv

Haberi Beğendiniz mi ?
  • Fascinated
  • Happy
  • Sad
  • Angry
  • Bored
  • Afraid